
Gazete Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı, HABERTÜRK TV'de katıldığı canlı yayında son günlerde tırmanan terör olaylarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
"HATALI POLİTİKALAR TERÖRÜ TIRMANDIRDI"
"Yılbaşından bu yana saydığım 148 şehidimiz var. Bu saydığım yüksek bir rakam.
2002-2003 yıllarında ise toplam 6 şehidimiz vardı. Onlar da çatışma sonucu değil, genelde mayın patlamaları nedeniyle verilen kayıplardı.
1999-2003 arasında saldırıyı kesen ve sınırın öte tarafına giden terör örgütü, 2003'ten bu yana terörün
dozunu arttırdı" diyen Altaylı, Öcalan'ın yakalanmasının ardından 4 senelik bir suskunluk olduğunu ve örgütün kendince bir ateşkes ilan ettiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"Bu dönemde terörde ciddi bir düşüş vardı. PKK'nın gücünü kaybettiği, marjinalleştiği söyleniyordu. İzlenen politikalardaki hatalar nedeniyle terör tekrar uç gösterdi. Bu dönemde PKK'nın radikal eylemlere kalkışacağı sır değildi. Birkaç
ay öncesinden biliyorduk. Düşük yoğunlukludan yüksek yoğunluklu terör eylemlerine geçecekleri biliniyordu. Kendi internet sitelerinde, onlara yakın sitelerde, çeşitli şekillerde bunu duyurdular. Terör eylemlerinin artık
sadece kırsalla sınırlı kalmayacağını, büyükşehirlere, sanayi alanlarına yansıyacağını da bir şekilde söylediler."
PKK'nın artık stratejik bir hedefi olmadığını belirten Fatih Altaylı, "Amaçsız veya çok sınırlı bir amaca hizmet eden bir terör örgütüne dönüşmüş vaziyetteler" diye konuştu.
"HİÇ KİMSE DEDİĞİNİN ARKASINDA DURAMIYOR"
1983 yılında ilk kanlı eylemlerden bu yana geçen süreçte özellikle 1999'dan sonra koalisyon hükümetleri eliyle Türkiye'nin bir şekilde uyum paketleriyle, demokratik açılımlarla PKK'nın başlangıç talepleri ile DEP, HADEP, BDP legal partilerin dile getirdiği taleplerin tümünü uygulamada olmasa da kağıt üzertinde yerine getirdiğini kaydeden Altaylı, "Terör canlıyken bunu uygulamak zaten çok zor bir şey" diyerek şöyle devam etti:
"Bugünkü hükümete bakın. Açılım dediler, gerçi açılımın içinde bir şey yoktu ama
sonuç olarak Habur'dan gelenlerin görüntülerinden sonra, bugüne kadar en cesur biz davrandık diyen hükümet bile bir kaç saat içinde geri adım atmak zorunda kaldı. Açılım diye PKK'lılar törenle karşılandı. Birkaç gün sonra legal yarı legal ya da illegal
çalışan insanlar KCK operasyonlarıyla tutuklandı, kelepçeli fotoğraflar da medyaya servis edildi ki; bu şekilde bakın biz PKK'yla pazarlık etmiyoruz, onların adamlarını yakalıyoruz denildi. Yani hiç kimse dediğinin arkasında duramıyor, terör olduğu müddetçe söylediklerinin arkasında durmaları da zor."
"PKK'NIN HEDEFİ ÖCALAN'A ÖZGÜRLÜK"
Öcalan'ın avukatlarına 'benimle bir uzlaşma sağlarlarsa, örgüt mensuplarını
uluslararası bir alanda onlarla görüştürmeye hazırım' dediğini anımsatan Altaylı, "Yani silah bıraktırırım diyor. Temel neden Öcalan. Önce Apo'nun tecrit
koşullarıyla başladı daha sonra bu konu nedeniyle İmralı'ya başka mahkumlar
getirildi. PKK'nın sonraki talebi şu olacaktı; Öcalan, İmralı'dan çıkarılıp normal bir cezaevine konulsun, bir sonraki aşama Öcalan cezaevinden çıkarılsın ev hapsinde tutulsun şeklinde gidecekti ve sonra buna bağlı olarak siyasi haklarının iadesi yapılsın denilecekti" şeklinde devam etti.
Terör örgütünün bugün hedef diye belirlediği nihai talebin bu olduğunu söyleyen Altaylı, "Siz terör örgütünün taleplerini yerine getirdikçe bu taleplerin bitmesi söz konusu değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de çok ciddi hataları var. Terör örgütü elebaşı cezaevindeyken çok üst düzey ziyaretçileri oluyor ve çok üst düzey laflar konuşuluyor" dedi.
Altaylı sözlerini şöyle sürdürdü:
"Açılımla ilgili olarak terör örgütüne çok boş umutlar verildi ama içi hep boş çıktı.
O bir yana Ümit Özdağ diyor ki, Öcalan'la yapılan görüşmelerin kayıtları açıklansın. Bu açıklanabilecek bir şey değil bence ama açıklanırsa bazı şeyler çok değişir. Bugün kopan gürültü dalgasında mesele şudur: devletten çok üst düzey bir görevlinin Abdullah Öcan'la yaptığı görüşmede Öcalan'ın bu görüşmede sunduğu yol haritası. Öcalan, kendi kafasına göre, terör örgütü perspektifiyle bir yol haritası hazırladı. Bu yol haritasının hem örgüte ulaştırılmasını hem de devlet tarafından bir şekilde kabul edilmesini istedi. Ama bunun hiç bir şekilde kabul edilmemesi, Öcalan ve PKK açısından, -sanki kabul edilmek zorundaydı- terörü yeniden canlandıran etkenlerden biri oldu."
İSTİHBARAT ZAAFİYETİ VAR MI?
Fatih Altaylı, son günlerde kamuyounda sıkça tartışılan "Devletin güvenlik birimleri arasında istihbarat paylaşımı konusunda bir zaaf mı var?" konusuyla ilgili şöyle konuştu:
"Türkiye'de bir tane istihbarat örgütü var, MİT. Bunun dışında kanunen de müsait
değil. Silahlı Kuvvetler'in, yasal sınırlar dışında istihbarat toplamaya yetkisi yoktur. Üst düzey subaylar da garnizonun kapısından çıktığı anda, istihbarat konusunda görevi biter. Bundan sonrasında MİT devreye girer. Askerin sokakta istihbarat toplama yetkisi yok. Onların işi kendi içlerindedir. Savaşın yoğunluklu olduğu dönemde Jandarma İstihbarat Teşkilat'ını kurdular ama bugün teşkilatı kabul etmemelerinin nedeni de budur, çünkü kanunen legal değil. Hakan Fidan'ı yıpratmak amacıyla ortaya atılan söylentiler var.
Hükümet şunu yapabilir; hükümet, Genel Kurmay Başkanlığı, MİT bir araya gelip terör örgütünün neyi amaçladığı, bununla nasıl baş edileceği şeklinde
bir bilgilendirme toplantısı yapabilirler ve bunu yayınlayabilirler ama siz bunu
yayınlamazsanız olmaz.
Hiçbirimiz askeri uzman değiliz, bazı noktalarda askeri uzmanların söylediğini
tekrarlamaktan başka bir şey yapamayız. Erlerin acemiliği, istihbarat eksikliği gibi konularda, bölgede geçmişte çok önemli göevlerde bulunmuş şimdi de bir siyasi partinin genel başkanlığını yapan bir komutanın söyledikleri var. Diyor ki; Arazide PKK'lılar gibi yaşayıp PKK'lılar gibi hareket edecek, PKK'lılar gibi tuzaklar
hazırlayacak şekilde bir sistem kurulmalı. Bunlar askeri konular olduğu için bilmiyorum. Saldırının yapıldığı coğrafyada 50 kişi bu salona giren sinek gibi mutlaka görünürdü ama ayırt etmek gerçekten zordur. Orayı gördüğü zaman Başbakan'ın fikri bile değişmiştir şimdi."
ORDUNUN PROFESYONELLEŞMESİ
"Ordunun profesyonelleşmesinden bahsediliyor. Bu zaten alınmış bir karar ve orada
uygulanıyor. OrAda şu anda 200 bin Türk askeri var. Bunların uç birliklerde
olanlarının, çatışma ortamında bulunanların profesyonel askerlerle değiştirilmesi çabası zaten 2008 sonunda başladı. Ama bir orduda da bir şeyleri paldır küldür değiştiremezsin ki. Profesyonel askerlerin yetiştirilmesi, oralara gönderilmesi zaman alacak şeyler. Bir şeyleri konuşmak çok kolay ama bir de hayati bir gerçek var: Orda savaşacak askerin de yetişmesi lazım. Askeri mücadele bu şekilde devam etmeyebilir. Çünkü 1992-93 yıllarında terörün bu noktalara geldiğini gördük. Hatta 2005'e kadar çok marjinal noktada seyretti terör. 2007-2008'den sonra tekrar artmaya başlayan terör bu sene artık bu noktaya geldi. Ama bu şekilde devam etmeyebilir.
"ÖRGÜT LİDERLERİ NEDEN YAKALANMADI?"
Türkiye terörle mücadelede çok önemli bir noktaya geldi, çok önemli bir başarı
yakaldı, örgütün liderini yakaladı. Ama benim merak ettiğim, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti; şimdiki örgüt liderlerini yakalayıp getiremiyor mu? Bunları çalışmak lazım. Hakiki bir şey yapılmak isteniyorsa, örgüte moral bozucu ne yapabiliriz diye çalışmak lazım.
| Yorumlar |
|


