
Fatih ALTAYLI, Haberturk'teki köşesinde hakimlerin içinde bulunduğu karmaşıklığı yazdı... İşte o yazı;
Savcılar "dinleme istiyor", hâkimler "kim niye dinlenecek" diye bakmadan "olur" veriyordu.
İş öylesine sorumsuzca yapılıyordu ki, bir hâkim "kendini" dinlemek için istenen kararı bile imzalamıştı.
Ben de "Savcılara kızmayın, hâkimlere kızın" dedim yazımda.
Pek çok savcı ve hâkim aradı.
Kıdemli savcılar, "Haklısınız. Buna kimse sizin baktığınız gibi bakmadı. Hâkimler sorumluluktan kaçmak için önlerine geleni imzalıyorlar" derken genç savcılar, "Sizin yaptığınız, savcıların önünü kesmeye çalışmak" diyordu.
Oysa benim yaptığım, kimsenin önünü kesmek veya açmak değil.
Adalet terazisini elinde tutanın hâkim olduğunu söylüyorum sadece.
Savcı kefenin bir tarafını doldurur. Hatta bazen iki tarafını da.
Savunma ise diğer tarafını.
Hâkim ise karşısındakine değil sadece teraziye bakarak kararını verir.
Hâkim teraziye bakmadan karar verirse ona hukuk denmez.
Hele hele teraziye değil karşısındakine bakarsa ve yanında oturan savcıyı kendinden zannederse gözü bağlı adalet hanıma tecavüz edilmiş olur.
Hâkimler karar vermeden önce dosyaları en ince detayına kadar okumak, delilleri incelemek zorundadır.
Eminim ki, hâkimler üzerinde de baskı vardır.
Mutlaka onlar da çekiniyor, korkuyordur.
Ama eğer bu duygular bir kez sizde yer etmişse "hâkim" olamazsınız. Bırakıp avukatlık yaparsınız.

İşte son örnek.
Albay Çiçek tutuklandı, 48 saat sonra serbest bırakıldı.
Hangi karar doğru?
Hâkimler bilmeli, bir insan haksız yere 1 saat bile hapiste tutulamaz ama aynı şekilde bir insan haksız yere 1 saniye bile serbest kalamaz.
Aslında bütün bunların çaresi Adalet Bakanlığı müfettişlerinde.
Fakat orada da sorun var.
Müfettişler HSYK'ya bağlı olacağı yerde, Bakan'a bağlı.
Al başına belayı...
Not: Yeni yasa taslağında müfettişler HSYK'ya bağlanıyor ki, son derece yerinde bir durum.
| Yorumlar |
|


